Close

Not a member yet? Register now and get started.

lock and key

Sign in to your account.

Account Login

Forgot your password?

computer monitor

Kurslarımızı İnceleyin...Dersler Hakkında Bilgi Almak İçin Bize Ulaşın...

Kurslarımız Keman Dersi , Gitar Dersi , Piyano Dersi , Viyola , Konservatuara Hazırlık Eğitimi , Şan Eğitimi , Çello Dersi , Bas Gitar Dersi , Bağlama Dersi ,

Santur

blog post image

 

Farklı İklimlerin Farklı Coğrafyaların Tanıdık Sesi; Santur Cimbalom, tiompan, hammereddulcimer, yangtjin, santoor, santur… Onlarca telaffuzu zor isim. Fakat kulağımıza fısıldanan sade, naif, gösterişsiz, en ince duygular. Telleri incitmeye kıyamayan dokunuşlar. Doğuşu saklı bir sır. Paylaşılamayan bir güzellik belki de. Hindistan’da mı doğdu ? İran’da mı? Adını gerçekten Tevrat’ta bahsedilen Psanterin’den mi almıştır? Kadın sesine benzetildiği için İran’da 500 yıl yasaklanmış mıdır? Sorular ve sorular. Sayısız ihtimaller. O naif sesi kulağımızla buluştuğu her an‘ bu sesi bir yerden tanıyorum’ dedirten; insanı anıların çocuksu mutluluğuna ve hüznüne götüren, eşsiz bir güzellik. Santur. Yaklaşık 3500 yıllık bir geçmişi vardır. Çoğu kaynakta İran çıkışlı kabul edilse de Hindistan’da doğduğu da yaygın görüşler arasındadır.Yamuk şeklinde, ceviz ve egzotik ağaçlar kullanılarak yapılan klasik santur, 72 ila 160 telden oluşur. 3 oktav ses genişliğinde olup kanuna benzese de bir sehpa üzerinde ve yine ahşaptan yapılan kauçuk uçlu küçük mızraplar (zahme)ile vurularak çalınır.Vurmak derken; ince ve hassas dokunuşlardan bahsediyoruz. Ilık yaz yağmurunun toprakla buluşması gibi ferahlatıcı.Ritm ve melodinin dansı. Bazen bir vals gibi duygulu ve romantik kimi zaman bir latin kadar kıvrak ve coşkulu. Türkiye’de Santur, Ziya Bey ve Sokak Müziği Ziya Santur ‘Türklerin pianosu’ olarak tanımladığı, ilk önce arkadaşlarının ısrarı daha sonra aşk ile 75 yılını adadığı bu enstrümanı soyadı olarak da taşımaya karar verir. Piano benzetmesinin çok yerinde olduğunu belirtmeliyim. Fakat Mezopotamya ve Anadolu’nun piyanosu demek daha doğru olabilirdi. Biçim olarak kanuna benzese de bu naif çalgı; ses tınısı ve armonik olarak pianoyu daha çok anımsatmaktadır. O zamana kadar kucakta çalınan Santura sehpa yapan ve saza 6 adet ses ekleyen Ziya Bey 1914 yılında ilk Santur metodunu yazar. Bu metodu 1947 de gözden geçirerek geliştirmeye çalışan Ziya Santur, birçok defa orijinallerinin kaybolması nedeniyle metodunun basıldığını göremeden hayata veda eder. Santuri olmadan önce kendisinin çok önemli bir ney sanatçısı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.EdhemEfendi’den dersler alarak başladığı serüveni çok önemli santur sanatçılarıyetiştirerek,santurun unutulmaması için yoğun çabalar harcayarak geçiren Ziya Bey, vefa duygusu çok yüksek bir sanatçı ve öğretmen olduğunu kanıtlayarak bizeyol gösterir.Kendisini minnettarlık ve saygıyla anıyorum. Bugün Ziya Santur’un İstanbul ve Ankara’nın sokaklarında dolaştığını hayal ediyorum. Yüzünün büyük bir mutlulukla aydınlandığını görür gibi oluyorum. Sanki her sokakta kaç santurinin müzik yaptığını hesaplıyor ve yanlarına çömelip nasihatlerde bulunuyor. Evet bazılarını azarlıyor daha çok çalışsın diye. Bazılarını ise gururla izliyor. Günümüzde sokak müziğinin özellikle otantik çalgılara olan ilgiyi artırdığını görüyoruz. Santur, erbane, cagon, klasik kemençe ve cüra bunlardan bazıları. Fakat en şanslı olanı santur bence. Sokakları yeryüzünün sahnesine çeviren müzisyenler aynı zamanda bu çalgıların gönüllü reklamcıları oldular sanırım. Santur onların sayesinde pek çok müzik kursunda yoğun talep gören, enstrüman yapım atölyelerinde ve satış mağazalarında yer alan bir konuma kavuştu. Eskiden bronz ve çelik tellerine ulaşmak bile hayli sorun olmaktaydı. Pes bronz tellerin piyanodaki sol eli, tiz çeliktellerin ise sağ eli temsil ettiğini düşünürsekyine Ziya Santur ’un‘piyano-santur’benzetmesinin ne kadar yerinde olduğunu görürüz. Santura kattıklarından dolayı ustayı ne kadar ansak, yâd etsek de eksik kalacağının; O’nu anlamanın en iyi yolunun Santurda ustalaşma ve bu güzel enstrümanahak ettiği değeri vermek olduğunun bilinciyle… Santur Eğitimi Günümüzde Santur eğitimi pek çok müzik merkezinde verilmektedir. Özel dersler veren pek çok eğitimcimiz de söz konusu. Tabii ki hepsinin kendine has metotları, teknikleri ve dokunuşları var. Kimi İran üslubuna bağlı kalırken kimi türkülerle yeni soluklar yaratmaya çalışmakta. Kimi batı müziği formlarıyla buluşmayı feyz alırken kimi makamsal müziğe sıkı sıkıya sarılmakta. Ben bunların hiç birine karşı değilim. Bir müziği, bir enstrümanı özünden koparmak kavramını biraz sert ve değişime, yeniliklere kapalı bulmaktayım. Müzik biraz ruh işi, gönül işi. Kim hangi renkleri dinleyerek rahatlıyor, mutlu oluyor, hüzünleniyor, zevk alıyor, üretiyor… Kritik nokta bu bence. Keskin çizgilerle, sert üsluplarla karar vermenin doğru olmadığı inancındayım. Müziği, bizleri, enstrümanları aslında her şeyi ileri taşımaya olanak sağlayacak şey; yeniliklere, farklı deneyimlere, deneylere, çok sesliliğe açık olmaktır. Bu yüzden hangi müzik tarzından hoşlanıyorsanız santurla neleri çalmak ve nasıl çalmak istiyorsanız eğitim alacağınız kişiyle bunları öncesinden konuşmanızın yararlı olacağı kanısındayım. Gerisi öğretmenizin, ustanızın (size daha farklı neleri sevdirebilir, öğretebilir) yaratıcılığınave motivasyon gücüne kalmış. Santur ve Çocuklar Santur öğretiminin çocukların duyuşsal ve bilişsel gelişimine kazandıracakları şeyler üzerinde daha çok düşünmeliyiz ve yoğunlaşmalıyız. Pek çoğumuz müziğe belki henüz bir bebekken mutfak araçlarını, ev eşyalarını ritm çalgısı gibi kullanarak başlamışızdır. Yoğurt kovasından ya da tencerelerden davul, tahta kaşıklardan tokmak yapmak çocukların vazgeçilmez ve çok yaygın tutkusudur. Çocukları inanılmaz mutlu eden bu tutku erken dönem müzik öğretiminde ritm çalgılarının önemini gösterir. Hem vurmalı hem melodik bir çalgı olmasından dolayı santur çocuklar açısından çok dikkat çekici bir enstrümandır. Tıpkı metalofon ve ksilofon gibi. Fakat onlardan daha zengin bir ses genişliğine sahiptir. Santur okul öncesi dönem çocuğunun bedensel gelişimine uygundur ve motor becerilerini destekleyici bir niteliktedir. Aynı zamanda çocukların özgürce dokunabileceği, ritim tutabileceği, keşfedebileceği, sesler çıkarabileceği, dayanıklı çalgılardır. İnce kasları zorlamadığı, sehpa üzerinde çalındığından dolayı kavrama ve tutuş zorluğu yaşatmadığı için çok küçük yaşlarda çalınabilecek enstrümanlar arasındadır. Santurun; erken yaş müzik eğitimi için piyanodandaha avantajlı bir enstrüman olduğunu kanısındayım. Piyano çalarken parmak kasları yorulan çocuğun çalışma süresi daha kısayken bilek hareketlerine dayananve vurmalı bir çalgı olan santurun hem dikkat hem de çalışma motivasyonudaha uzun sürdürülebilir. Keman, bağlama, gitar, flüt gibi enstrümanlarda erken dönem eğitim için parmak kaslarının uygunluğuna bakılırken çocuğun bedensel özelliklerinin de (enstrümanı tutabilmesine, kavrayabilmesine uygun olup olmadığının) değerlendirilmesi gerekmektedir. Uzun sözün kısası hadi gelin çocuklarımızı santurun büyülü dünyasıyla tanıştıralım. O minicik kalplerindeki ritimle dans edip hayallerindeki seslere dokunalım… Zuhal YILDIRIM GÖK